Değişen Hayatım

 Anlatacağım şeyler başımdan geçti. İster inanın, ister inanmayın…

1973 yılında sıcak bir temmuz gününde doğmuşum. Tam doğum tarihim bilinmiyor. Sanırım çokta önemli değil; ne de olsa önemli olan doğduğumuz değil, yaşadığımızı hissetmemizi sağlayan günlerdir.

Antalyalı olmanın en güzel yanı, köyüme gitmek ile tatil köyüne gitmek aynı şey oluyor. Bunun dışında memleketimin hiçbir özelliğini sevmiyorum. Bu sebeple üniversitede iktisat eğitimini bitirince İstanbul’da işe girdim. Satış ve pazarlama bölümünde çalışıyorum. Şahsen benim için yeterli bir maaşı ve istediğim şehirde yaşama şansı verdiği için mutluyum. En azından bir hafta öncesine kadar mutluydum. Tam sekiz gün önce kız arkadaşım benden ayrılmak istediğini söyledi. Sebep olarak da fazla umarsız olduğumu öne sürdü. Ayrılmak istemesini başta önemsememiştim, biri gider biri gelir diyordum. Lakin beş yıllık kız arkadaşım benden ayrılınca zamanla boşluğa düştüm. Aslında fazla da zaman almadı. Ertesi gün televizyonda kayıpları buldukları programlardan birinin gece tekrarını izlerken ağladım. Sanırım Cemre’nin gidişi düşündüğümden daha ağır geldi. Ama kızmadan da edemiyorum, beş yıldan sonra mı umarsız olduğuma karar vermişti. Ne büyük yalandı. Kesin birisiyle görüşüyordu diye düşünüyordum.

Sonuç olarak bir haftadır mutsuzum. Bu yüzden biraz saçmaladım ve bu bir haftada yaptığım saçmalıkları anlatacağım. Her şey arkadaşlarla sahilde içmeye gittiğimiz gün başladı. Dört kişi ve bir kasa birayla denize bakarak içtik. Market işleten arkadaşım Murat, komşumdu ve beni üzgün görünce içmeye davet eden oydu. Diğer ikisini pek tanımıyordum. Onlar samimilermiş. Ben sohbetlerine çok dahil olmadan sessizce dinledim. Şişeleri hızla bitirmekle meşgul oldum. Onlar konuşurken telefonuma gelen bildirim ile şişeyi yanıma bıraktım. Cemre sosyal medyada resim paylaşmıştı. Resimde deniz kenarında bir lokantada dört kişi oturmuşlar yemek yiyorlardı. Ali ve Canan’ı tanıyordum. Cemre’nin çocukluk arkadaşıydılar ve nişanlıydılar. Ama sekiz yıldır nişanlı olmalarına rağmen evlenmeye zamanları olmamıştı dediklerine göre. Cemre’nin yanında oturan ise tanımadığım biriydi. O an kan beynime sıçradı denilebilir. Cemre’nin beni bırakma nedeni bu adam olmalıydı. Hemen kalkmam gerektiğini söyleyerek sahilin ucunda duran taksi durağına doğru yürümeye başladım. İnanılmaz canım sıkılmıştı. Yolda yürürken lokantanın yerini haritadan buldum. Gidip konuşmalıydım, bu adamın kim olduğunu ve ne süredir beni aldattığını. En azından düşüncem buydu. Lokantaya vardığımda Cemre’yi taksiye binmiş giderken gördüm. Konuşma şansım olmadı yani. Ama adam halen oradaydı. Üzerine yürüyüp hesap sordum. En azından kafamda doğru sorduğumu sanmıştım. Aslında sarhoş bir şekilde, o kadınla ne işi olduğunu sormuşum. O da beni tersleyince yumruğu yapıştırmaya çalışmışım. Gerisini anlatmama gerek yok sanırım. Sabah kendimi yatağımda buldum. Her yerim ağrıyordu. Beni bir güzel dövdükten sonra Cemre’yi arayarak onu soran bir adamla kavga ettiğini anlatmış, Cemre de gelip beni eve bırakmış. Bunları sabah işe giderken beni gören Murat anlattı. Gece Cemre beni baygın bir şekilde eve getirince beni eve çıkarmasına yardım etmiş. Beni görünce gülmesinden sinir olmuştum zaten. Bu olayı duyunca iyice sinirlendim. Dayak yemek bir yana, eski sevgilimin yeni erkek arkadaşından dayak yemiştim. Murat da bütün olayı gülerek anlatınca canım iyice sıkıldı.

İşe gitmek için otobüse bindiğimde herkesin, yüzümdeki morluklara bakması da buna eklenince akşamı iple çekmeye başladım. Akşam Cemre ile görüşmem lazımdı çünkü. Aslında bugün işten izin almalıydım. Ama daha iki hafta önce dört gün işe gelmemiştim. İşler de yoğundu. Mecburen işe gitmem gerekiyordu.

Akşam mesaiye kalmak hep yorucu olmuştur. Ne kadar çok çalışsam, ne kadar çok mesaiye de kalsam, vücudum fazladan çalışma saatlerine bir türlü alışmıyordu. İş kartını makineye okuttuktan sonra gecenin ayazı yüzüme adeta duvar gibi çarptı, kapıdan çıkarken. Aslında bir an iyi hissettirmişti soğuk hava. Anlık olarak serinlemiş, adeta canlanmıştım. Bunun gibi soğuk bir havayla karşılaşınca aslında üşümüş hissetmem gerekirdi. Bunun tek anlamı vardı, ateşim vardı ve hasta oluyordum. Yılların verdiği tecrübe ile hasta olduğumu ve ya olacağımı kestirebiliyordum artık.

Sabah uyandığımda başım ağrıyordu. Gece 12 saat uyumuş, lakin hiç dinç hissedemiyordum. Ayağa kalkıp yüzüme su vurmaya gittiğimde fark ettim. Her kasım ağrıyordu. Gözlerimi açmak acı veriyordu. Sanki önceki geceden kalma bir durumdaydım. Yürürken vücudum ağırlaşıyor, başım öne düşüyordu. Yüzüme vurduğum ilk su ile birlikte bir ferahlama geldi. Tekrar tekrar su vurduğumdaysa beynim sanki o bir kere olur diyerek, bu sefer etkisinin olmayacağını söylüyordu. Baş ağrısından dolayı mantıklı düşünemiyordum. Dün işten çıkmadan önce Cemre’ye mesaj atmış, akşam birçok defa gittiğimiz bir eski lokantaya davet etmiştim. Eve de üstümü değiştirmek için gelmiş. Biraz başım ağrıyınca bir ağrı kesici alıp koltukta dinlenmeye karar vermiştim. Ama uyuyakalmıştım. Gece bir vakitte farkında olmadan yatağıma gidip uyumuştum sanırım. Cemre’yi aramam gerekiyordu. Ama aramadım. Olan olmuştu zaten.  Gidip bir ağrı kesici daha alıp, biraz daha yatmaya karar verdim. Aç karna ilaç içmemek için bir parça ekmek ile ilaç içtim. Bol bol da su içip yorganın altına girdim. İlacın verdiği psikolojik rahatlatıcı etkiyi hissederken yavaşça uykuya daldım.