Gözümü açtığımda günün yarısı çoktan geçmişti. Sokaktan çocuk sesleri geliyordu. Perdeler açılmadığı için, oda halen biraz karanlıktı. O da gitmişti çoktan. Dün gece olanların üzerinden 12 saat geçmişti. Ya da ben öyle hatırlıyorum. Cansu ile eve geldiğimizde, ben çok sarhoştum. İşten çıkarmışlardı bir hafta önce beni. O da benim moralim düzelsin diye, bir mekana götürmüştü. Aslında çok içmek istemiyordum. Ama olan oldu, ilk bardaktan sonra. Cansu hiç sevmezdi içkiyi. Beni de eğlenmem için çıkarmıştı dışarı. İpi koparıp, kendimden geçercesine içmem için değildi herhalde. Ama oldu işte. Sıkıntılı günlerdeydim ve üniversite yıllarından beri hiç bu kadar kendimden vazgeçercesine bir şeyler yapmamıştım. Cansu, eve geldiğimizde çok kızgındı. Mantıklıydı da kızması, ama pek umurumda da değildi o esnada. Herhalde hesap gelince yaptığım kavgadan sonra pes etmişti. Zaten ben işten çıktığımdan beri, canı sıkkındı sürekli. Dün de beni mutlu etmek istemiş ve ben bunu mahvetmiştim. Gece eve geldikten sonrasını hiç hatırlamıyorum. Sabah onu ağlarken duymuştum. Ama çok yorgun olduğumdan gözlerimi hiç açmadan, geri uykuya dalmıştım.
Yataktan kalkarken, gözlerim yanıyor, başım sızlıyordu. Bugün kızkardeşimin nişan merasimi vardı. Hemen bir duş alıp, evden çıkmalıydım. Kahve için cezveye su koyup, ocağın üstüne bıraktım. Hemen ayılmam lazımdı. Su ısınırken, gidip 5 dakikalık soğuk bir duş aldım. Oda da dolaptan kıyafet almaya çalışırken farkettim. Cansu'nun kıyafetleri gitmişti. O sırada taşan suyun sesi geldi kulağıma. Sanki kaynar sular başımdan aşağı dökülmüştü. Nereye gitmişti ki, neden gitmişti? Dün gece eve geldikten sonrasını hatırlamaya çalıştım ama boşunaydı. Başım ağrırken düşünmek daha zor gelmişti. Gidip ocağı kapattım ve hemen Cansu'yu aradım. Telefonu kapalıydı. Hazır kahveyi, suya döktükten sonra hemen dışarı çıkmalıydım. Arkadaşı Elif'in evindeydi muhtemelen. Oraya gidip, birebir görüşmeliydim. Ne olmuştu da, evi terketmişti?
×××××××××××××××××××××××××××××××××
Evden çıkınca doğrudan Batuhan'ı aradım. Telefonu kullanmaya yıllardır alışamamış kişilerdendi. Akıllı telefon almayı reddediyordu ve doksanlı yıllardan kalma gibi duran telefonunu atmayı kabul etmiyordu. Eski kafalı biri değildi, sadece teknoloji ile arası iyi değildi. Telefonu çok kullanmadığı için yanında bulundurmazdı genelde. Haftasonu olduğu için açmasını da beklemiyordum zaten. 20 dakikalık arama sonucunda ulaşabildim Batuhan'a. Batuhan, mutlu bir şekilde telefonu açıp hal hatır muhabbeti yaptıktan sonra "Bir sıkıntı mı var?" diye sordu. İçim sıkılarak;
-Sabah Cansu'yu bulamadım. Senin haberin var mı?
-Elif'e sorayım bekle biraz.
-Elif, Cansu seni aradı mı bugün?
...
-Maalesef o da bilmiyor. Kızkardeşin ile birlikte kuaföre falan gitmiştir. Merak etme, telefonu açınca arar seni, diyerek rahatlatmaya çalıştı beni.
Ona kıyafetlerininde dolapta olmadığını, ciddi bir mesele olduğunu söylemek istemedim o anda.
- Doğru diyorsun, oraya gidecekti sabahtan. Aklımdan çıkmış. Bende üstümü değiştirip çıkarım birazdan. Tekrar sağol Batuhan.
- Rica ederim. Yarın buluşup oturalım bir yerlerde. Kafa dağıtırız biraz, ne dersin?
- Tamam, olur. Ararım ben seni sonra, dedikten sonra telefonu kapadım.
Şuanda içmek son yapmak istediğim şeyler listesindeydi. Cansu'yu bulmam lazımdı. Ama telefonu kapalıydı ve en yakın arkadaşının haberi bile yoktu. Batuhan'ın evine doğru gitmekten vazgeçtim. Madem Cansu orada değildi, gitmenin anlamı yoktu. Eve geri döndüm. 2 saat daha telefonu aramaya devam ettim. Lakin boşuna bir çabaydı.
Deren'in nişanı olmasa o gün ne yapacağımı bilemez, telefon elimde evde otururdum. Takım elbisemi giydikten sonra bir kahve daha içtim. Başımın ağrısı biraz geçmişti. Halen uykum vardı, bu yüzden ağrı kesici almaktan kaçınarak evden çıkıp arabaya bindim.
Yolda, halen Cansu'nun nerede olabileceğini düşünüyordum. Elif dışında kimseyle samimi değildi. En azından benim bildiğim yakın arkadaşı yoktu. Deren'i çok severdi. Onun nişan törenine gelirdi. Orada onu görmek çok rahatlatacaktı. Umarım benden önce oraya gitmiş olurdu.
Nişan merasimi aile arasında yapılacaktı, o yüzden yıllardır tanıdığımız Batuhan ve Elif bile davetli değildi. Nişanı, bizim evde yapacaktık. Zile bastığımda, doğrudan kapıyı açtılar. Deren, kırmızı güzel bir elbise giymişti. Çok güzel görünüyordu. "Makyajım daha bitmedi, bir de o zaman gör beni" diyerek şaka bile yapıyordu. Çok mutluydu belli ki. Bir abi olarak, içim çok rahattı.
Damat, bizim komşularımızdan birinin oğluydu. Çocukluğumdan hayal meyal hatırlıyordum. Sessiz, zeki bir çocuktu. Yıllar içinde kalıplı, uzun boylu birine dönüşmüş ve avukat olmuştu. Deren ile aynı firmada çalışıyordu. Benim onayımı ilk gördüğüm anda alan bir gençti. Annem, "Cansu hastaymış, geçmiş olsun. Sen yüzükler takılınca hemen çık git. Gelinime iyi bak" dedi. Ben, Cansu burada olur diye beklerken, o gelemeyeceğini belirtmiş bile. "Saat kaçta aradı sizi?" diye sorunca. Annem bir şüphelendiyse de, çok üstünde durmadı. "Sabah, çok erken saatti. Kuaför için aramıştım. O zaman söyledi". "Ben yatıyordum. O vakitlerde aramış demekki. Biraz dışarı çıkmıştık gece. Üşütmüş herhalde. Sabah olunca ateşim var, ağrı kesici alıp yatacağım demişti. Sizi aradığını bilmiyordum" diyerek annemin kafasında şüphe kalmasın diye uğraştım. Annem "İyi yapmış, iyice hasta olmasın. Çabuk hasta olur zaten yeni dönem kızları" diyerek klasik kaynana görevini de yerine getirerek, Deren'in yanına gitti.
Nişan merasimi kısa sürdü. Akşam 10 gibi eve gitmem gerektiğini belirterek ayrıldım. Annem ve Deren özellikle sabahtan onları aramamı ve Cansu'nun durumunu söylememi istediler.
Eve varınca Cansu'yu birkez daha aradım. Telefonu çalıyordu. Hemen açmadı. Üçüncü aramamda, açılan telefondaki ses çok donuktu. Cansu, çok üzgün olduğunu ama artık yapamayacağını uzun uzun anlattı. 30 dakika kadar konuştuk. Dün gecenin, ona bu ilişkiyi devam ettirmenin manasız geldiğini gösterdiği gibi saçma birkaç sebep gösterdi. Ben bu sözler üzerine özür dilediysem de, fayda getirmedi.
O geceki son konuşmamız olmadı. Ama en etkin konuşmamız buydu. Ondan sonra yüzyüze yaptığımız konuşmalarda sadece ben konuştum. O kararını çoktan vermişti.
İş başvuruları yapmıyordum o günlerde. Önemsemiyordum sanki. Buralardan gitmem gerektiğini düşünüyordum. Devletin yaptığı alımlardan birine başvurdum. Seçilebilecek en uzak illeri seçtim başvuruda. Atama gerçekleşti ve o günden yaklaşık 1 ay sonra atama yerine gittim. Eski hayatımı geride bırakarak.