Güneş ışımaya başlarken yine eski günlere gittim. Gece uyku tutmamış bende balkonda sabahlamıştım. Sabaha kadar düşüncelerime dalmıştım. Hep kötü günleri düşünmüştüm, tek ışığın sokak lambasından geldiği o karanlık sokağı izlerken. Güneş doğarken ise onu gördüğüm o güne gitti aklım.
Lise ikinci sınıfta öğle arasıydı. Bende uykumu alamadığım
için öğle arasında uyumuştum. Gözlerimi derse on dakika kala açmıştım. Yarım
saatlik uyku yetmemişti. Ama sınıfta sesler artınca mecburen uyandım. Kafamı sıradan
kaldırırken onu gördüm işte. Sınıfa giriyordu. Sınıfın diğer köşesinde oturan
arkadaşlarının yanına doğru yürüyordu. Sonradan öğrendim. Bir alt sınıftaymış.
Yeni başlamış okula. Bizim sınıfa da komşularından biri olan arkadaşının yanına
gelmek için gelmiş. Onu gördüğüm anda ise kafamda en romantik şarkılar çalmaya,
yürürken sanki zaman yavaşlar gibi olmaya başladı. Dünya sanki daha renkli
oldu. Pencerenin önünden geçtiğinde ışık arkasından vururken karar vermiştim.
Onunla tanışmam lazımdı. Bunu bir anı gibi anlatmamın bir nedeni var. Çünkü
sadece bir anı olması. Devamı yok bu hikayenin. Dediğim gibi sonradan öğrendim
onun hakkında birkaç bilgiyi. Sevgilisi varmış. Gençlik aşkları çabuk gelir
çabuk geçer derler. Anlaşılan onu tanımıyormuş bu lafı söyleyen kişi. Çünkü ben
liseden mezun olana kadar ayrılmadılar. Bu da benim şansımdı işte.
Yıllar sonra bu anıyı düşünerek uykumun kaçmasının bir
sebebi var. Geçen gün çalıştığım ofiste işe başladı. Daha kötüsü yanıma gelerek
bana merhaba dedi. Oysaki hiç tanışmamıştık lisedeyken. Yan yana bile
gelmemiştik. Ama birden bire bana merhaba deyince çok şaşırmıştım. Biraz
konuştuk ondan sonra. Öğlen birlikte yemek yedik. Sonra akşam eve giderken onu
eve bırakmayı teklif ettim. O ise sözlüsünün geleceğini söyledi. İşte buna çok
canım sıkıldı. Bu yüzden gece uyuyamadım. Çünkü tarih tekerrür ediyordu, onca
yıl sonra.