Sıkılmaya başlamıştım artık. Montumun cebinden sigarayı alıp balkona çıkıyorum. Gecenin dördü. Dışarı çıkınca fark edilen hafif bir yağmur var. Ne kadar usul yağıyor. Burna gelen toprak kokusu... Sigarayı köşeye atıp oturuyorum sandalyeye, sokak lambasının önünden geçen yağmuru izlemeye karar veriyorum. Sıkıntım geçiyor biraz. Daha rahatlamış hissediyorum. Gökyüzünün ışıkla aydınlanması ve ardından gelen gök gürültüsü. Gökyüzü, yeryüzüne sesleniyor, toprak kokuyor; bense oturmuş lambaya bakıyorum. Aptalca ama rahatlatıcı bir durum. Lambanın ışığı gözümü bulandırmaya başlayınca gökyüzünü seyretmeye karar veriyorum. Bu rahatlık hissini bırakıpta içeri giresim yok hiç. Gökyüzünün şimşek ile parlamasından sonra saniyeleri sayıyorum. Ses havada 300 m/s hızla yol alırmış. Bulutların ne kadar uzakta olduklarını hesaplamaya çalışıyorum. Can sıkıntısı ilginç şey. İnsanı boş şeylere sürüklüyor. Havada iyice soğudu. İçeri girip ondan özür dilesem iyi olacak.