Hastane odaları neden hep beyaz ve krem rengi olur hiç anlamadım. Bu soru bugünlerde çok aklımı kurcalıyor.
Kanser teşhisi koyulalı birkaç ay oldu. Akciğerlerimden bütün vücuda yayılmış. Hayatımda ağzıma tek dal sigara götürmedim oysaki. Bazen oluyormuş böyle durumlar ve bu da bana denk geldi. İsyan etmiyorum tabi. Kader deyip geçiyorum. İyi bir hayat sürdüğüme inanıyorum. Yetmiş iki olmama iki ay kaldı. Uzun dopdolu bir hayat yaşadım.
Dünyalar güzeli bir ailem var. Sık sık ziyaretime gelir oğlum. Bana çok düşkündür. Kızlarım gelemiyor kolayca. Biri Almanya, diğeri Antalya’da. Hani derler ya, sen büyütürsün elin oğlu alır götürür. Aynen öyle işte. En son geçen ay geldiler. Nerdeyse her gün telefonda görüşüyoruz. Çocuklarım böyledir işte. Annelerine çekmişler. Çok düşkünlerdir ailelerine. Eşim vefat edeli 13 yıl 7 ay 12 gün oldu. O günden beri onsuz geçen günleri sayar oldum. Halen özlüyorum onu.
Onu ilk gördüğüm günü, bugün bile tüm netliğiyle hatırlıyorum. 1967 senesiydi. Askerden geleli birkaç ay olmuştu. Bir gazete bayisinde dağıtım yapıyordum. Zor bir iş değildi, sabah erken kalkmak sıkıntıydı. Öğleye doğru işler bitiyordu zaten. Babam bir gün tutturdu ‘’hadi ailecek pikniğe gidelim’’ diye. Ertesi hafta Silivri taraflarında pikniğe gittik. Babam tarafı Manisalıdır. Bir gün uzun zamandır görmediği bir arkadaşını görmüş. Gençken çok samimilermiş. Onunla hasret gidermek için onu da pikniğe çağırmış. Biz oraya gidince öğrendik bunu. Kendisi birkaç yıldır Almanya’da işçiymiş. Geri dönüş yapmışlar ailecek. 2 kızı 2 oğlu varmış. 1 kız ve 1 oğlan evlenmiş, artık Almanya’da yaşıyorlarmış. Diğer oğlu küçük yaşta, kızı ise 18 yaşındaymış. İlk defa o zaman gördüm işte. Onu gördükten 1 dakika sonra onunla bir hayat planlamıştım bile. O bunu bilmiyordu tabi. Kesin neden bana bakıyor diye düşünmüştür. Adını, babası ona seslendikten sonra öğrendim. Merve… Yemyeşil gözleri, bembeyaz teni ve koyu siyah saçları vardı. Tabi etrafta ailelerimiz olduğu için hayran bir şekilde bakmaktan kaçınıyordum. Pikniğin sonuna kadar pek kimseyle konuşmadım. Aynı şekilde Merve de konuşmadı. Yemek sırasında bir ara ekmeği uzatmamı istedi. Sesi kulağıma o kadar yumuşak gelmişti ki. Tekrar duymak için sabırsızlanıyordum. Ekmek sepetini uzattıktan sonra teşekkür etmesi ile aramızdaki bu kısa diyalog bitti. Ondan sonra bana çok uzun gelen bir süre onu görmedim.
Birkaç hafta sonra annem beni evlendirmek için kız konusunu açtı tekrar:
- Senin kız bulacağın yok. Sana kızı ben bulacağım. Hiç itiraz etme, dedi.
Bizde anneye karşı çıkma olmaz. Tamam deyip konuyu geçiştirdim. Birkaç hafta sonra annem ertesi gün pastanede Merve ile görüşeceğimi söyledi. İstemiyormuş gibi göründüm ama içimden anneme teşekkür ediyordum. Böyle başladı işte her şey. Bir yıla varmadan evlendik. Hayatımın en hızlı ve en güzel günleriydi.
Hani kişi ölürken bütün hayatı gözlerinin önünden geçer derler ya, benim için durum böyle değildi. Ben hep hayatımı gözden geçiriyordum. Pişman olduğum için değil ne kadar şanlı olduğumu hatırlamak için. Her gece yatağa yarın uyanmama ihtimalini düşünerek giriyordum. Ölümden korktuğumdan değil tabi. Ben hazırdım. Elimden geleni yapmıştım. Maçı bitirmiş ve skordan memnun bir futbolcu gibiyim. Asla pişman olmayacağım bir hayat yaşamak istemiştim küçükken. Bazı küçük pişmanlıklarım vardı tabi. Ama onlar dışında mükemmel bir hayattı benim için.
BEN HAZIRIM…