Bir şey söylemeliydi. Ne olursa olsun. Önemi yoktu. Bu onu
son görüşü olabilirdi. Söylemek istediği çok şey vardı. Ama söyleyecek cesareti
hiç yoktu. Aklına saati sormak geldi. Ya da adres tarifi isteyebilirdi. Ama
bunlar çok sıradan şeylerdi ve ilgisini de çekmek istiyordu. Otobüsün onun
durağına gelmesine yaklaşık on dakika vardı. O da ondan iki durak sonra
inecekti. Son 1 yıl boyunca onun inişini izlemişti. Her akşam okuldan
çıktığında aynı durakta aynı saatte otobüse biniyorlardı. Aynı okulda okuyorlardı
ama sınıfları okulda birbirine uç noktalardaydı ve onu sadece otobüste
görebiliyordu.
Lisenin bitişiyle birlikte üniversiteye gidecekti artık. Ama
şu anda düşündüğü tek şey, onu son kez gördüğü düşüncesiydi. 1 yıl boyunca bir
fırsat kollamış lakin cesaretini toplayıp tek kelime edememişti. Eğer bu son
seferim, son şansımsa, yapmam gerek diye düşündü o gün son kez durakta
beklerken.
Arkadaşıyla gülerek konuşuyordu durakta. Burak ise kulaklığı
takmış, müzik dinliyordu. Otobüs beklerken hep yavaş aşk ile ilgili şarkılar
seçerdi. Sanki o anı film sahnesi, müzikleri de arka fon müziği olarak
ayarlamak istercesine yapıyordu bunu. Otobüse binmelerinden beş altı dakika
sonra Ceren’in arkadaşı indi. Burak ise onun inişi ile kulaklığını çıkardı.
Çünkü bugün ilan-ı aşk olmasa bile, en azından Ceren ile yakınlaşması
gerekiyordu. Ceren ise arkadaşının inişi ile kulaklığını taktı. Burak zamanının
azaldığının farkındaydı. Aklına gelen söyleyebileceği tek bir güzel şey ise
yoktu. Doğaçlama yapmaya karar verdi.
Ceren cam kenarında orta bölümde duruyordu. Otobüs dolu
değildi ama oturacak yerde yoktu. Burak yavaşça Ceren’in yanına yürüdü. Onun
önünde durdu ve:
-Beatles mı dinliyorsun? Şarkıları çok iyidir, dedi.
Bunu dediği an pişman olmuştu. Hem izinsiz bir şekilde
şarkısına kulak kabartmış görünmüştü, hem de ya dinlediği şarkı Beatles grubuna
ait değildiyse… Ceren, şaşkın bir şekilde kulaklığını çıkartırken:
-Pardon, kulaklıktan duyamadım, ne dedin? Diye sordu.
Burak eline geçen ikinci şans için içinden şükür ediyordu.
-Dedim ki, Beatles grubunu bende çok severim.
Bunu der
demez ölmek istedi. Bambaşka bir şey diyebilirdi. Niye tekrarlamıştı ki
kendini?
-Kimse değerlerini bilmez. Özellikle bu zamanlarda. Sen ilk denk geldiğim hayranısın. Yalnız olmadığımı bilmek güzel.
Burak, Ceren’in bunu derken ki gülüşüne bakakaldı. Bu gerçek miydi? Cidden cevap mı vermişti? Ayrıca gülmüştü.
Tekrar bir şey söylemesi gerekiyordu. Ne diyecekti ki? ‘’seni seviyorum, sen bunu bilmesen de, 1 yıldır senle konuşmak için cesaretimi toplamaya çalışıyordum’’ mu? Düşüncesi bile korkunçtu. Basit başlamalıydı.
-Ben Burak. Aynı okuldanız. Şu ana kadar hiç
konuşma fırsatımızı olmadı, aynı otobüsü kullanmamıza rağmen.
-Ceren. Evet, fırsatımız olmamış sanırım.
Son sınıfsın galiba. Sizin sınıfların bugün okula son gelişiymiş. Çok
şanslısınız.
-Evet, üniversite sınavlarına çalışmamız
için okuldan izin aldık. Karne gününe kadar okula gelmemize gerek yok artık.
-Bu ilk ve son kez konuşmamız olacak o
zaman.
-Öyle olacak sanırım, diyebildi.
Bu durum canını sıkmıştı Burak’ın.
Fırsat bu fırsat diyerek, ya hep ya hiç demeye karar kıldı.
-Eğer istersen bir kafede oturabiliriz.
Ceren, Burak’ın niyetini anlamıştı. Heyecanlanmıştı ama yüzündeki ifade donuktu.
Sadece “Tamam” diyebildi.
Burak’ın birlikte geçirdikleri 45 yıldan sonra onu kaybettiğinde aklına gelen, en taze ve en canını acıtan anısı bu olmuştu.